Yazıyoruz... Yazıyorum ruhumdaki çatlakları bir bir. Her cümle bin kahır içeriyor. Her cümle bin soru... Binlerce cevap. İkili, üçlü, dörtlü peşi sıra. Hava değişimi mi bilmem ya ruhum bomboş. Yazıyorum yazmak için yazıyorum. Çünkü biliyorum saklı cümlelerim piste çıkmak için hazırlanıyor. Vakit henüz erken… Bekliyorum bu hissizliğin sebebini. Bazen insanların aslında her şeyi bildiğini düşünüyorum. Yani kendi hayatlarıyla ilgili… Neyi başarıp neyi başaramayacaklarını sonra karşılarındaki insanın kim olduğunu. Aslında her şeyi bilir insan. Bilir ama saklar. Kendinden bile saklar. Korkar çünkü. Kimi insanda apaçıktır bu, güvenir içindeki sese. Kimisi göz ardı eder... Oysa hep o haklı çıkar. Belki de haklı olmasını istediğimiz için haklıdır. Evet bu düşünceye daha bir fazla inanır oldum son zamanlar. Tıpkı Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan kitabındaki gibi belki de. Bakın kuzenimi anlatayım size :
Adı Fethiye. Liseyi bitirdiğinden beri Öss sınavına girer. Dileği Polis olmaktır. Çoğu senesini çalışmadan başarabileceğini düşünerek geçirmiştir. Aslında şöyle diyelim çevresindekilere bunu yansıtmıştır. Fakat ben onu belki de ondan daha fazla tanıdığım için söylüyorum ki asla bu fikri kendine aşılayamadı. Sonra seneler geçti. Bu yıl çalışması gerektiğini algıladı ve harıl harıl bir kazanma potansiyeline büründü. Konuları tekrar tekrar elden geçirdi, benden yardım aldı. Zaman daraldıkça bıraktı kendini. Bir rahatlığına çekildi yeniden. Aslında üzerine giyindi diyelim örtünmek için. Çünkü bildiği şeyler vardı. Kazanamamak vardı zihnine kazınmış olan. Halbuki kazanabilirdi bu kez. Sınav zamanı geldi olacaklardan haberli biri olarak bunu yansıtmamak adına yanında olmadım. Eksikti çünkü kendine yenikti. Ertesi gün yanıma geldi ve hiç çalışmadan alınabilecek netlerini söyledi. Aslına bakarsanız bu kadar kötüsünü beklemiyordum. Bu da içerisindeki karanlığın boyutunu yansıtıyor. Onun için üzülmedim. Çünkü kendi istemişti bunu. Kendi kendine yenik düşmesin insan. Hayatta birçok şey böyle değil midir? Siz ne dersiniz?

