Gün geçmiş devran dönmüş inmişiz yer yüzüne… Ordan burdan şurdan işte... Ne fark eder ki? Bir kere sürünmeye başlamışız yerin zemininde. Sonra yürümeyi öğrenmişiz, düşüp kalkmışız da. Bakmışız ki büyümüşüz. Aşık olmuşuz, kızmışız, küsmüşüz, ağlamışız ve vesaireler sürüklemiş bizi boynumuza bağlı bir iple. Öyle süratli ki bu ip çoğu zaman nereye sürüklendiğimizi bile bilememişiz. Bir de belletilmişiz akışına bırak diye. Bazen inat etmişiz gitmemek için fakat boynumuz bağlı bir kere çektikçe çekiyor meret. Kanatmışız yani her yanımızı. Bazı kan içimize akmış bazı yaş olmuş dayanamamışız. Gel zaman git zaman bakmışız ki değişen pek az şey varmış. Olmamış, yapamamışız. Arkamıza bakmışız hep, sonra tanıyamamışız benliğimizi. Aynalara küsmüşüz sonra, yalancı olduğu için. Aldanmışız, bakmışız ki sonsuz tabiatın sonuna gelmişiz ve doğumla açılan gözlerimizi boşluğa kapatmışız.
