Talmud'un bu kısmında son derece hoş bir şeymiş gibi kadınların birbiri ile ve hayvanlarla yaptıkları şehvani münasebetlerden bahsedilir. Tüm dünyaya pornografiyi yayan zihniyetin kökenini öğrenmemiz açısından Talmud'un bu bölümlerini yüzümüz kızarmasına rağmen hakikatleri gün gibi açığa vermek amacıyla sizlerle paylaşmak istedik.
Talmud'un Yebamoth kısmı 59 a ve 59b:
"Bir dul kendini tatmin için her türlü usullere başvurabilir. Bir kadın sebepler göstererek hayvan ile hayvani münasebetleri ilerletirse bunda münasebetsiz bir şey yoktur. Böyle işlere zevklere heveslenmeyen kadın bulunmaz. Bu sebepten bu gibi zevklere kendini verip de sonradan evlenmeyi düşünen kadını bir haham bile alabilir."
Bu mevzunun altında 4 numaralı notta aynı şey belirtilmekte ve gayri tabi bir şekilde çiftleşmiş bir kadını bir "baş haham" dahi alabilir denilmektedir.
Kabbala ve Hıristiyanlık etkileri:
Kabbala kaynaklı ilahi din düşmanı bütün unsurlar, masonik prensiplerin bütün hak dinlerin üstünde yükselecek bir ülkü olduğunda hem fikirdirler. Hatta bu konuda görüş bildiren bir dönemin Üstad-ı Azamlarından Selami Işındağ, "Masonluğun gerçek ihtirası, tüm dinlerin üstünde yükselerek insanlık ülküsünü oluşturacak olan büyük ruhsal güçtür." demiştir.[9]
Üstad-ı Azam Celili Layıktez'in şu ifadeleri ise tarih boyunca dinler üzerindeki masonik etkileri açıkça ifade etmektedir: "Dinler değişmekte, biri diğerinin yerini almakta, fakat semboller ve kutsal sayılan yerler aynı kalmaktadır."[10]
Masonlar bunun en güzel örneklerini Hıristiyanlıkta vermiştir. Bu ilahi dini emanetçilerinin elinden alarak mason sembolleri içerisinde adeta boğmuşlardır. Bu sembollerin en önemlilerinden biri bugün yaygın olarak kullandıkları haçtır. "Haçın Hıristiyanlıkla hiç bir ilgisi yoktur. Büyü ritüellerinde kullandığımız haçın kaynağı Kabbala'dır."[11]
Evet, Haçın kaynağı Kabbala kaynaklıdır. Bir oluşma şekli de Hayat ağacı, yani Sefirottur. "Hıristiyanlar Haç'ın kolları (dalları)dırlar. Haçın kendisi ise mutlak olarak, İsa ile ayniyet halinde bulunan Hayat Ağacı'dır."[12] Sefirot içindeki Haç, Keter (taç) ile Malkuth (Krallık) ve Hesed (lütuf) ile Geburak'ı (sertlik) birleştirir. Bunun anlamı Malkuth Yeryüzü krallığının Keter'e, yani Yahudi ve Mason Tanrısı Şeytan'a geçmesi ve sağ yana, yani Yahudilere lütuf ve ikram dağıtırken, sol Yanı, yani diğer ırkları ezip dağıtmasıdır.
Hıristiyanlığı değiştirip yıkarak yerine şeytani felsefeyi getirmek isteyen Yahudi ve Masonlara karşı, Hz. İsa (A.S.) hayatı boyunca mücadele ettiği gibi geliş gayesi ise onları ilahi dinlerin hakikatlerine döndürmekti. Buna rağmen Hz. İsa'nın karşısında yer alan topluluk Kabbalist Yahudilerden başkası değildi. "İsa, Talmud Hocalarını büyücü olarak nitelendirmiş ve Havarilerle birlikte büyücülere karşı savaşmıştır."[13] Hatta Yahudiler Hz. İsa'yı öldürmek istemiş, bunun için de Haç'ı kullanmışlardır. Haç şeklinde bir ritüel aracıyla sözde şehid edilen Hz. İsa'yı yine bu Kabbalisttik ritüel aracıyla anmak son derece ahmakça olsa gerek. Nefret edeceklerine Hz. İsa'yı bu sembolle anıyorlar, trajik...
"Haç" Şeytanın mührü mü?
Kabbala'da haç, birçok şekil ve anlam ifade etmektedir. Üzerindeki her değişiklik farklı bir hakimiyeti sembolize eder, Bunlardan en çarpıcı olanı Gamalı Haç, yani "Swastika"dır. Kara Büyü'de kullanılan bu haç, "Şeytan'ın Mührü"dür ve Lucifer (iblis)'in dünya hakimiyetini vurgular.
"Haç çok kişinin zannettiği gibi Hıristiyanlığa ait bir sembol değildir. Bütün eski medeniyetlerde yaygın olarak kullanılmıştır.[14] Mason üstatlarından Kabbala Hocası David Michael Kraig ise haç hakkında şunları söylüyor:
"Haçlar konusunda bu izahlardan anlaşılıyor ki haçın Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Büyü ritüellerinde kullandığımız haçın kaynağı Kabbala'dır."[15]
Aynı zamanda Masonlar Ortaçağ Avrupası'nda yapılan katedral ve kiliselerin yapımında yer almışlar ve kendi sembollerini sokuşturmuşlardır. Bu konuda Mimar Sinan Dergisi'nde yer alan ifadeler şöyle: "Operatif masonlar, genellikle dini yapıların inşasında çalışırlardı. Ortaya koydukları eseri kainatın Ulu Mimarı'na ithaf ederlerdi. Fakat onu insanlara teslim ederlerdi. Yapılan eserin hemen köşesinde ileri nesillere intikal etmesini arzuladıkları mason ideallerine müteallik işaretleri görmek mümkündür."[16]
Özellikle masonik sembollerin en önemlilerinden biri olan beş köşeli şeytan yıldızı kilise ve katedrallerde en çok görülen semboller olarak dikkat çekmektedir. "Katedrallerde görülen gülceler genellikle 5 yapraktan ve 5 yaprağın çoğalmasından müteşekkildir. Mason çalışmalarında beş adetinin sembolik değeri üzerinde durulması gerekir. Beş adet, beş kollu yıldız olarak da localarımızda görülmektedir."[17]
Üçleme (Teslis) Masalı
Hıristiyanlığa üçlemeyi sokan Aziz Paul, asıl ismi Saul olan Tarsuslu bir Yahudi'dir. Aziz Paul, "İsa bana inerek üçlemeyi öğretti" diyerek ortaya çıkmadan önce de Kudüs'te Kabbala öğrenimi yapmaktaydı (The Consided Atlas of the Bible, sf. 124).
Kabbalistler İbranice "SHIN" harfini üçlemeyi sembolize etmek için kullanırlar. Kabbala'ya göre bu harf Sefirot'un taç kısmını sembolize eder. Bunun yanı sıra masonlukta da, üçgen "teslisin" simgesidir.
Masonik öğretilerin temelini oluşturan ve Güneş tanrı ve üçleme gibi inanışların tümünü içeren mitolojik efsaneler hakkında Türkiye'deki mason üstadlarından Celil Layıktez: "Batıni ve metafizik olarak izah edilemeyecek mit yoktur. Mitlerin hayali ve sembolik kahramanları ve bu kahramanların maceraları herhangi bir masalı değil, daima yüksek sebeplerin tek hikâyesi ile bu sebeplerin evrensel neticelerini anlatır. Her mitin içinde sembolik ve tedrisat bulmak mümkündür." (Mimar Sinan Dergisi, sayı. 11-12, sf.
. Hazreti İsa'nın ilah olarak kabul edilmesi, Hıristiyanlığa masonlar tarafından sokulmuş sapkın bir inanç olması Muharref Tevrat'ta bulunan Yahudilerin, haşa Allah'ın oğulları olması ve masonların ilahlık iddialarıyla aynı doğrultudadır.
Kabbalizm ve İslam Mistisizmi
Tasavvuf adıyla tanınan İslam düşüncesi "neredeyse" İslamiyet kadar eskidir. Dinin, Kur'anı Kerimin ve Hz. Peygamberin öğrettikleri ve öğütleri içerisinde tasavvufi terbiyeye ait örnekler bulunmakla beraber zamanla bu konuda yozlaşma yobazlaşmanın yaşandığı doğrudur.
Kuruluş döneminde Tasavvuf'un temel niteliği maddi değerlerden yüz çevirerek katıksız bir din hayatı gerçekleştirme çabası, yani ZÜHD'dür. Hz. Muhammed ve ashabının temsil ettiği saf dindarlık anlayışı ve ahlak, sorumluluk bilinci, İslam'ın ilk yüzyılı içinde gelişen zühd hareketinin özünü oluşturmuştur.
M.S. 9'uncu yüzyıldan başlayarak Tasavvuf sistemleşme sürecine girdi. Ne var ki bu sistemleşme, zühd dönemine oranla büyük bir farklılaşmayı da beraberinde getirdi. Bir yandan tasavvufun ilke, kural ve yöntemleri belirlenirken, diğer yandan Hıristiyan, Yahudi, eski Yunan, Hint ve İran geleneklerinin, inançlarının etkilerini taşıyan kurumlar geliştirildi.
"Allah'a doğru yapılan ruhsal bir yolculuk" biçiminde tanımlanan Tasavvufi yaşantının durakları (makam), ilahi durumlar (haller) tesbit edildi, nihayet fena (beşeri niteliklerin ilahi niteliklere dönüşmesi) kuramına ulaşıldı.
Bunu, peygamberlik anlayışına yakın bir velilik anlayışı, Hatemü'l-Enbiya'ya (peygamberlerin sonuncusu) karşılık Hatemü'l-Evliya (velilerin sonuncusu) düşüncesi istismar edilmeye başlandı.
Sistemleşen tasavvuf anlayışına göre peygamberler Allah'tan ancak bir melek aracılığı ile bilgi alabilirken, "veliler doğrudan, aracısız olarak bilgi (ilham) alıyor" safsatası yaygınlaştı.
Gerçek bilim (marifet), Allah'tan doğrudan alınan bilgiden oluşandır. Evren varlığını ve işleyişini bir veliler yönetimine (ricalu'l gayb) borçludur" iddiaları suistimal konusu yapıldı,
"Allah, bütün isim ve sıfatlarıyla kutup velide (insan-ı kamilde) tecelli ediyor" ve nihayet onun ağzından konuşuyor" (şatahat)! Gibi konular safsatalaştı.
İslami Mistisizmin bu dönemindeki VELİLİK kurumunda KABBALİSTİK eğilim son derece net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Tıpkı 10 aşamanın sonuncusunda farklı bir boyutta Yaratıcı'nın gücüne sahip olan KABBALİSTLER gibi VELİLERin de Evren'in varlık ve yönetiminde etkin bir durumda olabilecekleri iddiaları saf zihinleri karıştırdı.
Yozlaştırılmış tasavvufun kazandığı bu yeni biçim, İslam hukukçuları tarafından şiddetli bir eleştiriye tabi tutuldu. Kimi mutasavvıflar zındıklıkla suçlanarak sürüldü, hapsedildi, kimileri de öldürüldü. Buna karşılık Yeni Tasavvuf anlayışı gelişimini sürdürerek tümüyle felsefi bir niteliğe büründü. Muhyiddin İbn Arabi (637/1239) ile birlikte varlığın birliği (vahdeti vücud) öğretisi üzerine kurulan hikmet ve teslimiyet sırları felsefi bir sistem durumuna taşındı.
Tasavvuf, bir varlık birliği (vahdet-i vücud) felsefesi ile sonuçlanan gelişimini sürdürürken, ikinci bir tasavvuf anlayışı daha gelişti. İlk anlayışa yöneltilen şiddetli eleştirilerin de hız verdiği ikinci anlayış, İslam kurallarına ters düşmeyecek bir doğrultu izlemeyi amaçlıyordu.
Bu anlayış, ya ilk anlayış tarafından geliştirilen kuramı karşıt bir kuramla dengeleme (fena karşısında beka gibi), ya da geliştirilen kuramı İslam kuralları açısından yeniden yorumlama yolunu tuttu.
Birincinin tümüyle reddetmesine karşılık akıl ve düşünceye olabildiğince önem verdi Varlık birliği öğretisinin karşısına görülenlerin birliği (vahdet-ı şuhud) öğretisini çıkardı
Kuramsal açıdan gelişimini tamamlayan ve iki farklı doğrultuda sistemleşen Tasavvuf, 12'nci yüzyılın ikinci yarısından başlayarak kurumlaşma, örgütlenme sürecine girdi. Tasavvufun kural ve yöntemlerini kimi farklılıklarla yeniden belirleyen mutasavvıflar, genellikle kendi adlarıyla anılan tarikatları kurdular. (Bu konularda H.Yılmaz Çebi'nin "Gizlenen Talmut Yasaları" kitabı tavsiye edilir.)
Yahudi toplumuna çağrı:
"Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse (Ey bilgili ve yetkili kimseler) insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafir olanlardır."[18]
Musevilerin bugün okumakta oldukları Tevrat, -Kur'an'da bildirildiği üzere- tahrif edilmiş, bazı Yahudi din adamlarınca eklemeler ve çıkarmalar yapılmak suretiyle aslından uzaklaştırılmıştır. Buna rağmen bugünkü Tevrat'ta, Hak Din'e uygun pek çok ifade de yer almaktadır. "Allah'a içten yönelmek, teslimiyet, şükür, Allah korkusu, Allah sevgisi, adalet, şefkat, merhamet, zulme ve haksızlığa karşı koyma" gibi pek çok Hak Din özelliği taşıyan hükümler, hala Musevilerin bugün okumakta oldukları Tevrat'ta mevcuttur.
Ancak insanlar tarafından türlü menfaatler uğruna değiştirilen Tevrat'ta, kan dökmeye, toplu katliamlara, acımasızlığa teşvik eden izahlar da bulunur. Bunların Allah kelamı olması imkansız bir durumdur.
Bugün Yahudilerin bu batıl ve barbar kurallara göre din anlayışı benimsemeleri; yani yozlaştırılmış ve çarpıtılmış şekilde olan hükümlere göre hareket etmeleri son derece yanlış olacaktır. Hz. Musa (as)'nın vefatından çok sonra, bir kısım hahamlar tarafından Tevrat'a eklenen bu tür izahlar, Kabala'dan esinlenen kin, öfke ve intikam hislerinin bir sonucudur. Gayri insani ve dehşet verici nitelikte olan bu ifadeler, Hz. Musa (as)'ya indirilen gerçek Tevrat'ta yoktur. Bu gerçeği çok sayıda Yahudi din bilgini de gayet iyi bilmektedir. Bu günkü Tevrat'ın akla ve ahlaka aykırı tarafları, Siyonist planların sonucudur.
Ancak halen Yahudilerin bir bölümü, vahşeti, Tevrat'ın yerine getirilmesi gereken bir hükmü olarak görmektedir. Tevrat'ın iyiliği, güzelliği, barışı ve sevgiyi öngören bölümlerini dikkate almayan bu kişiler, aslında Tevrat'ın orjinalinde yer almayan insanlık dışı hükümlerine göre hareket ederek kan dökülmesine sebep olmaktadır. Bu gidiş, herkesten önce kendi felaketlerini doğurur.
Yüce Allah, "çocukları öldürün", "kadınları öldürün", "masum insanları katledin", "bozgunculuk çıkarın" gibi emirler vermez. Bunlar açıkça birer zulümdür. Samimi dindar Musevilerin, Bugünkü Tevrat'ın geçersiz hükümlerine uyarak, kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce masumun kanını akıtan dindaşlarını uyarmaları, onları sevgiye ve merhamete çağırmaları elzemdir. Hangi dinden olursa olsun, İster Müslüman, ister Yahudi, ister Hıristiyan olsun; terör büyük bir günahtır ve insanlık suçudur. Bu çağrı terörist İsrail'e son duyurudur.
Barbar Kurallara Göre Hareket Etmeyin!
...Ve İsrail onun mirasının sıptıdır (soyudur); ismi orduların Rabbidir. Ey Beni İsrail! Sen Benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle milletleri kıracağım; ve seninle ülkeleri helak edeceğim. Ve seninle atı ve binicisini kıracağım. Ve seninle cenk arabasını ve binicisini kıracağım; ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle kocamış adamı ve genci kıracağım; ve seninle genç adamı ve ere varmamış kızı kıracağım; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağım.[19]
Ele geçen her adamın gövdesi delik-deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek, yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek.[20]
İhtiyarı, genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun, gözünüz esirgemesin ve acımayın.[21]
Onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına... çocuktan... emzikte olana... öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür...[22]
Ve Allah'ın Rab onları senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin (antlaşma yapmayacaksın) ve onlara acımayacaksın.[23]
Fakat Ben kralımı mukaddes dağım Sion üzerine koydum... İşte Benden ve miras olarak sana milletleri mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın.[24]
Rab senin sağında durup öfke ve intikam gününde kralları vuracak. Milletler arasında hüküm verecek; Yer leşler ile dolacak; çok memleketlerde baş olanı ezecektir.[25]
Rabbin bu intikam işini gevşeklikle yapan lanetli olsun; ve kılıcını kandan alıkoyan lanetli olsun." (Katliam yapmayan, kan akıtmayan Allah'ın laneti ile tehdit edilmektedir.)[26]
Milletlerden öç alsınlar; Ve ümmetleri tedip etsinler (cezalandırsınlar); Onların krallarını zincirlerle ve ileri gelenlerini demir bukağılar ile bağlasınlar.[27]
Hak Din'e Uygun Olan Şu Tevrat Bölümlerini Yerine Getirin!
Garibe haksızlık etmeyeceksin ve ona gadretmeyeceksin (baskı yapmayacaksın); çünkü siz Mısır diyarında gariptiniz, hiçbir dul kadını ve öksüzü incitmeyeceksiniz. Eğer onları incitirsen ve bir yolla Bana feryat ederlerse, onların feryadını mutlaka işiteceğim... (Çıkış, Bab 22 / 21-23)
...Zayıfın ve yetimin davasını görün; Düşküne ve yoksula adalet edin. Zayıfı ve fakiri çekip kurtarın; onları kötüler elinden azat edin (Özgür kılın). (Mezmurlar. Bab 82 / 3-4)
Dinleyin ve kulak verin; kibirli olmayın. (Yeremya, Bab 13/ 15)
...Rabbin hükümlerini yapmış olan dünyanın bütün alçak gönüllüleri, Rabbi arayın; salahı (doğruluk ve kurtuluşu) arayın, alçak gönüllülüğü arayın (Tsefanya, Bab 2 / 3)
Övünen adamlara dedim: Övünmeyin; Ve kötülere: Boynunuzu kaldırmayın; Boynuzunuzu yukarı kaldırmayın; Dik başla söylemeyin. Çünkü ne güneşin doğduğu yerden, ne battığı yerden, ne de dağlar çölünden yükselme gelir. Ancak hakim olan Allah'tır. Birini alçaltır ve birini yükseltir. (Mezmurlar, Bab75/4-7)
Ve ataları gibi inatçı ve asi, yüreğini pekiştirmemiş ve ruhu Allah'a sadakatsiz bir nesil olmasınlar. (Mezmurlar, Bab 78 /
Hükümde haksızlık etmeyeceksiniz... ve kudretlinin hatırına itibar etmeyeceksin; ve komşuna adaletle hükmedeceksin. Kavminin arasında çekiştiricilik edip gezmeyeceksin; komşunun kanına karşı ayağa kalkmayacaksın; Rab Benim... Öç almayacaksın ve kavminin oğullarına kin tutmayacaksın; ...komşunu kendin gibi seveceksin; Rab Benim. (Levililer, Bap 19 / 15-18)
Rab şöyle diyor: "Adil ve doğru olanı koruyup yerine getirin..." (işaya, Bab 56/1)
Yoksullardan adaleti esirgemek, halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak,.. Öksüzlerin malını yağmalamak için haksız kararlar alanların, adil olmayan yasalar çıkaranların vay haline! (İşaya, Bab 10 / 1-2)
Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver,.. (Süleyman'ın Meselleri, Bab 25/21)
Sonuç:
Ya iz'an ve insaf sahibi Museviler dahil, Hak'ka ve hayra inanmış bütün insanların, çağdaş Necaşi yerindeki Hugo Chavez gibi Hıristiyanların; şuurlu ve sorumlu Müslümanların ve özellikle, binlerce yıl bölgesine ve insanlık alemine huzur ve barışı sağlamış olan Osmanlı'nın onurlu torunlarının, güç ve gönül birliği yaparak vahşi İsrail siyonizminden, ABD ve AB emperyalizminden kurtulmaları gerekmektedir.
Veya, şeytanın şövalyeleri dünyamızı ateşe verip, felakete sürükleyeceklerdir!
Maide:77-82
[2] Türk Mason Dergisi yıl 20 sayı 80/3 sf 14-15
[3] Kabbalah, Tradition of Hidden Knowledge, Z'ev Ben Shimon Halevi
[4] Mason Dergisi, Sayı 29, sf. 20
[5] Mason dergisi, Sayı:28, sf.10
[6] Tekvin bölümü, 20/1 2
[7] Tekvin Bölümü, 19/31-33
[8] Tekvin 9/20-25
[9] Selami Işındağ, Masonluk Bir Ahlak Okuludur, sf.33
[10] Başlıca Kültlerin Çıkış Noktaları, Mimar Sinan Dergisi, sayı.11-12, sf.15
[11] Modem Magick, sf.141
[12] Kabbalah Tradition of Hidden Knowlodge, sf.127
[13] das Reich Satans, Karl R.H. Frick, sf.88
[14] Mimar Sinan Dergisi, sayı. 11, sf.22
[15] Modem Magic, sf.141
[16] Sayı 10, sf.105
[17] Mimar Sinan Dergisi, 1983, sayı 49, sf. 23
[18] Maide suresi, 44
[19] Yeremya, Bab 51 / 19-23
[20] İşaya, Bab 13/ 15
[21] Hezekiel, Bab 9/5-6
[22] I. Samuel, Bab 15/3
[23] Tesniye, Bab 7/ 1 -3
[24] Mezmurlar, Bab 2/ 6,8,9
[25] Mezmurlar, Bab 110/5-6
[26] Yeremya, Bab 48/10
[27] Mezmurlar, Bab 149/7-8
Ahmet Akgül - Milli Çözüm Dergisi


